TEKNOLOJİ VE İNSANLIĞIN TARİHSEL SERÜVENİ

İnsan ömrünü uzatan ve refahını artıran teknolojik gelişmelerin aynı zamanda ölümcül araçları da geliştirmekte ve kendi sonunu hazırlayabilecek ögeleri kendi içinde taşımaktadır. Bu sebeple de insanlık serüveninin önümüzdeki dönemini belirleyecek en önemli parametrelerden biri teknolojinin yapıcı ve yıkıcı etkileri arasında kurduğu denge olacaktır.

Genellikle modern toplum ile ilişkilendirilen teknoloji, bilimsel bilginin işe yarar uygulamalara dönüşmesini sağlayan sistemler, yöntemler ve araçlar olarak tanımlanmaktadır. Daha uzun soluklu tanımlamalarda ise teknoloji, toplumların kendilerini maddi araçlar ile donatmasını sağlayan süreçler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsayıcı bakış açısına göre, insanlık tarihinin ilk günlerinden beri doğal çevre ve güçleri kendi amaçlarımıza göre şekillendirmemizi ve yönlendirmemizi sağlayan her yöntem ve araç-gereç, teknoloji olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, kara sabandan akıllı telefonlara kadar hemen her şey, devam etmekte olan teknolojik gelişim sürecinin bir parçasıdır.

Sosyoloji, bilimsel bir disiplin olarak ortaya çıktığı ilk günlerden beri teknolojiye toplumsal değişimin itici güçlerinden biri olarak özel önem atfetmiştir. Toplumların kültürlerinin, örgütlenme biçimlerinin ve fiziki koşullarının teknolojilerin ortaya çıkışına ve kullanımına olan etkileri yaygın bir biçimde tartışılmış olsa da teknolojinin bağımsız bir güç olarak toplumları ve yaşam biçimlerini değiştirdiği de hep dile getiriledurmuştur.

Sosyoloji ve diğer sosyal/beşeri bilimlerde toplumsal yaşamın ve insani durumun ana kırılma ve dönüşüm noktaları olarak görülen tarım veya Endüstri Devrimi gibi süreçlerde teknoloji merkezi bir rol oynamıştır. Yüzbinlerce yıl sürdüğü tahmin edilen avcı ve toplayıcı toplum döneminde görece durağan bir yaşam süren insanlık, toprağı işleme ve sulama alanında ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin etkisiyle hızlı ve kapsamlı bir değişim sürecine girmiştir. Bugün 1. Tarım Devrimi olarak adlandırdığımız bu dönüşüm ile yerleşik hayat yaygınlaşmış, iş bölümü çok parçalı gelmiş ve şehirler ile şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Tarihin başlangıcı olarak gördüğümüz yazının icadı da bu dönemde gerçekleşmiştir.

İlk olarak 1700’lerin sonunda İngiltere’de başladığı kabul edilen Endüstri Devrimi, insan ve hayvan gücü yerine önce su ve sonraki yıllarda buhar gücünün endüstride kullanımını sağlayan teknolojik gelişmelerin ürünüdür. Devasa bir toplumsal değişime yol açan Endüstri Devrimi ile şehirli yaşam hakim yaşam biçimi haline gelmiş, çalışma ile yaşam alanları ayrışmış ve toplumsal iş bölümü çok daha karmaşık hale gelmiştir. Avrupa’da aristokrasi, köylüler ve sınırlı sayıdaki şehirli tüccar ve zanaatkârlardan oluşan toplumsal hiyerarşi kökten dönüşmüş ve yepyeni toplumsal yapılar ve sorunlar ortaya çıkmıştır. Sosyoloji, bir bilim dalı olarak ortaya çıkışını bile Endüstri Devrimi ile yaşanan toplumsal değişimi anlamlandırma çabasına bağlamaktadır.

Teknolojik değişim Endüstri Devrimi sonrası yıllarda yavaşlamamış, aksine hızlanarak toplumları dönüştürmeye devam etmiştir. Buhar gücüne dayanan 1. Endüstri Devrimi yerini kısa süre içinde elektrik gücüne dayanan 2. Endüstri Devrimi’ne ve bilgisayar destekli üretim ve kısmi otomasyona dayanan 3. Endüstri Devrimi’ne bırakmıştır. Bugün ise tam otomasyon, yapay zeka ve dijitalleşmeye dayanan ve “Endüstri 4.0” olarak adlandırılan 4. Endüstri Devrimi’ni ve olası etkilerini konuşmaktayız.

Ek olarak, haberleşme, ulaştırma ve dijitalleşme gibi alanlardaki teknolojik yenilikler son 50 yılda insanlığı küreselleşme olarak adlandırdığımız yeni bir sürece sokmuştur. Küreselleşme kavramını ortaya atan ilk düşünür olarak görülen Marshall McLuhan, Gutenberg Galaksisi adlı kitabında, kitle iletişim araçlarının mesafelerin etkisini ortadan kaldırarak insanlığı bir “küresel kabile”, dünyayı ise bir “küresel köy” haline getirdiğini iddia etmiştir. Küreselleşme tartışmalarına belirleyici katkıları olan Anthony Giddens ve Roland Robertson gibi sosyologlar dünyanın küçülmesi, zaman-mekan sıkılaşması veya insanlığın ortak alanı olarak tek dünya algısının ortaya çıkması gibi süreçlerde teknolojik gelişmelerin başat rolüne dikkat çekmişlerdir. İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemi sınır aşan akışlar ve akışkanlık üzerinden tanımlayan Arjun Appadurai ve Zygmunt Bauman gibi düşünürler de teknolojinin rolüne vurgu yapmaktadırlar.

Endüstri 4.0 kapsamında ve ötesinde yaşanan teknolojik gelişmeler ise yepyeni yaşam biçimlerinin ve insan tiplerinin eşiğinde olduğumuzu göstermektedir. Akıllı telefonların ve diğer gereçlerin gündelik hayatımızdaki vazgeçilmez hale gelen rolünü veya medikal ve diğer implantları vurgulayan bazı düşünürler artık makine ile insan bedeninin simbiyotik ilişkisine dayayan sayborglaşmayı tartışmaktadır. İnternet, sosyal medya, oyun teknolojileri ve Metaverse gibi mevcut ve yakın gelecekte yaygınlaşacak araçları göz önüne aldığımızda, sanal olanın fiziki olanın yerine geçtiği yeni yaşam biçimleri ile sibernetik vb. yeni insan türlerinin yakın gelecekte gündemimizde olması kaçınılmazdır.

Genom düzenleme (gene editing) veya tasarım bebekler gibi daha sık bir biçimde duymaya başladığımız gelişme ve olgulara baktığımızda ise doğaya hükmetmek ve ihtiyaçlarımıza göre şekillendirmek üzere çıktığımız teknoloji yolculuğunun bir nevi tam daire yaparak artık bizi dönüştürmeye başladığını söyleyebiliyoruz. Aldous Huxley’in klasik bilim kurgu kitabının başlığı olan bu “cesur yeni dünya”da teknoloji, insan olarak bizleri ve parçası olduğumuz toplumları bugünden öngörülemeyen şekillerde dönüştürmeye devam edecek gibi duruyor.

En başta modern toplum ile ilişkilendirildiğini belirttiğimiz teknoloji ile ilgili diğer yaygın bir kanı ise teknolojik gelişmelerin son kertede insanlığın yararına olduğudur. Frankfurt Okulu’nun temsilcilerinden olan Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno’nun 2. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu dehşet sonrası kaleme aldıkları Aydınlanmanın Diyalektiği isimli çalışma, insan ömrünü uzatan ve refahını artıran teknolojik gelişmelerin aynı zamanda atom bombası dahil ölümcül araçları da geliştirdiğine ve kendi sonunu hazırlayabilecek ögeleri kendi içinde taşıdığına işaret etmektedir. Teknoloji ile artan gözetim ve kontrol, özel hayatın gizliğinin zedelenmesi, özel ve kamusal alan/zaman ayrımlarının ortadan kalması veya artan çevre kirliliği gibi olgular teknolojik gelişmelerin hayatımıza soktuğu yeni sorunların sadece bazılarıdır.

İnsanlık serüveninin önümüzdeki dönemini belirleyecek en önemli parametrelerden biri teknolojinin yapıcı ve yıkıcı etkileri arasında kurduğu denge olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.