TEKNOLOJİ VE HUKUK ETKİLEŞİM ALANININ DENGELİ TASARIMI

Teknolojinin yaygınlığı ve sunduğu geniş eylem alanı, faydasının yanında ahlaki, siyasi ve hukuki konu başlıklarında yeni tartışma alanları yaratmış ve hukuktan da bu potansiyel konu ve sorunlara çare bulması beklenir olmuştur. Aslında konu, temel insan haklarının korunmasıdır ve teknolojinin de daha tasarlanırken verinin geleceğine şekil verme ve kişilerin mahremiyetini koruma yükümlülüğü bulunur.

 Hukuk uygulamasında, fikri sınai hakların korunması alanının dışında, “tasarım” kelimesini hiç bu kadar yaygın olarak kullandığımız bir dönem olmamıştı.

Teknoloji ve bilişimin gelişmesi ile bu alanlardaki ürün ve hizmetlerin hukuka uygunluk standardını karşılaması, bu alanların tasarım ve gelişiminin en önemli aşamalarından biri olmuştur. Daha teknolojinin tasarımı aşamasından başlayarak hukuki gerekliliklerin de gözetilmesi zorunlu bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira ortaya çıkarılan teknolojinin hukuken işletilemez olmasına yol açabileceği gibi ciddi hukuki sorun ve yaptırımlar ile karşı karşıya kalınabilir. Her ne kadar uygulamada öyle algılanmasa da hukuki çerçeve ve uyum gerekliliklerinin yaratılan teknolojiye şekil verdiğini, tasarımın temellerinden biri olduğunu unutmamak gerekir.

Özellikle de teknolojik değişimin artık ekonomide de en önemli faktörlerden biri olduğu düşünüldüğünde, bu etkileşimden çok doğal olarak hukuk da nasibini almaktadır. Teknoloji ve hukuk etkileşiminde ihtiyaç duyulan hukuki düzenlemeler, teknolojik gelişmeleri takip eder ve ortaya çıkan ihtiyaca ve çare bulunması gereken sorunlara göre şekillenir. Bu bağlamda teknolojik gelişmelerin yakından takibi ve gelişim sürecinin içinde yer almak ve hukuki bakımdan da değişime zamanında adaptasyon hukukçular için de önemli bir ihtiyaçtır.   

Teknolojinin ekonomi üzerinde yarattığı etki bakımından, teknik olarak teknolojinin yalnızca kendisi değil ve hatta daha çok bu teknoloji sayesinde toplanan verilerin değeri önemli bir parametre haline gelmiştir. Hayatlarımızın tam da ortasında çok önemli bir işlev edinen WhatsApp buna güzel bir örnektir. Teknik altyapısı bakımından bugün çok da ayrıcalıklı bir teknoloji olmaktan çıkmasına rağmen, bu uygulama, elde ettiği ve barındırdığı veriler bakımından teknolojik yatırımı ile ölçülemeyecek kadar büyük bir ekonomik değer taşımaktadır. Facebook buna verilebilecek başka bir örnektir ve hatta topladığı verileri işleme faaliyetine ilişkin yaklaşımı ve izin uygulamaları nedeniyle ciddi olarak gündeme gelerek yaptırımlar ile de karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca gelinen noktada söz konusu teknolojiler ile elde edilen verinin gizlilik ve güvenliğinden öte, yapay zeka uygulamaları ile bu verilerin işlenerek yeni ve daha fazla değere sahip bilgilere erişilmesi ile karşı karşıyayız.

Dolayısıyla bilişim ve teknolojik gelişmelerin ekonomideki etkileri, veri koruma noktasında doğurduğu riskler bakımından bu alanlara ilişkin hukukun çok geniş bir kapsam ile konuları ele alması gereğini doğurmaktadır. Hukukun temel varlık sebebi gözetilerek menfaatler arasında denge bulunması burada temel yaklaşım olmalıdır. Bilişim ve teknolojinin gelişiminin ticari ve ekonomik sonuçlarından menfaat sağlayanlar kadar bu alanlardaki gelişmelerden zarar görebileceklerin de korunmasına hukuk hizmet etmelidir. Bilişim alanında gelişmeler özellikle mahremiyet konusunu önemle karşımıza çıkarmaktadır. Çünkü teknolojinin yaygınlığı ve sunduğu geniş eylem alanı, faydasının yanında ahlaki, siyasi ve hukuki konu başlıklarında yeni tartışma alanları yaratmış ve hukuktan da bu potansiyel konu ve sorunlara çare bulması beklenir olmuştur. Aslında konu temel insan haklarının korunmasıdır ve teknolojinin de daha tasarlanırken verinin geleceğine şekil verme ve kişilerin mahremiyetini koruma yükümlülüğü bulunur. Bireylerin kendi kaderini tayin hakkı olarak da belirtilebilecek mahremiyet alanının korunmasına hizmet etmesi veya en azından bu alana tecavüz etmemesi teknolojik tasarımlara getirilen hukuki standartların başında gelmektedir. Bu nedenle de daha tasarım aşamasında mahremiyet değerlendirmesi ve tasarımının hukuka uygun ve menfaat dengelerini gözetecek şekilde yapılması temel esastır.

Bu standartların karşılanması için teknolojinin hukuka uygun işleyecek veri mahremiyetinin gerek teknik güvenlik önlemleri gerekse gizlilik perspektifinden kişilik haklarını koruyacak şekilde tasarlanması, internet ortamında ticaretin düzenlenmesi, sözleşmeler kapsamında hak devirlerinin tesis edilmesi, dijital mecralarda mülkiyet kavramının belirlenmesi ve tesisi, tüm bu mecralardaki fikri ve sınai hakların korunması gibi bir çok alanda hukuk tasarımının ürün ve uygulama bazında yapılması gerekmektedir. Elbette ki tüm bu alanlarda ortaya çıkan ve sayısı her geçen gün artan bilişim suçları göz ardı edilememelidir. Bu sayılanlar sadece örneklemedir, zira bilişim ve teknoloji, hukukun hemen her alanıyla bir kesişim kümesi oluşturur.

Bilişim ve teknoloji alanında hukuki bakımdan değerlendirme ve düzenleme yapılması ihtiyacı dile getirildiğinde, bu alana ve spesifik ihtiyaçların her birine yönelik başlı başına düzenlemeler yapılması gerekliliğinden bahsetmiyoruz. Her ne kadar bu alanda yeni hukuki problemlerin oluşacağı bilinse de teknolojik gelişmelerin çoğunluğunun hukukta halihazırda mevcut hukuki düzenlemelerin kıyasen uygulanmasıyla çözümü mümkün olabilir. Ancak mevcut düzenlemelerin yeterli olmadığı hallerde ve hatta alan ve konu itibarıyla yetkilendirilmiş bir düzenleyici kuruma ihtiyaç duyulması halinde bu alanın regüle edilmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.  

Değişen ve yeni teknoloji temelli yaşamımızın hukuk perspektifinden uygulamasında konunun tüm taraflarına roller düşmektedir. Her şeyden önce teknoloji geliştirenlerin bahsettiğimiz hukuki risk ve muhtemel sorunları teknolojinin geliştirilmesi aşamasından itibaren gözetmesi, bu alanda bir hukuki uyum değerlendirmesinin gerekliliğini kabul etmesi ve hukuki standartları karşılaması gerekir.

Hukukçuların ise kendini güncel tutması ve teknolojik gelişmelerin hukuki düzenleme ve uygulamalardaki etkilerinin muhakemesini yapabilecek seviyede teknik bilgiye de vakıf olması gerekmektedir. Zira mevcut düzenlemeleri kıyasen uygulayabilmek, esasen söz konusu teknolojilerin teknik özellikleri ve ortaya çıkaracakları sonuçları doğru anlayabilmek ve bunları hukuk felsefesi, menfaatler dengesi, mahremiyet bakımından doğru şekilde değerlendirebilmekten geçer.

Son olarak, yukarıda bahsi geçen ve teknoloji alanında özel düzenleme ve düzenleyici kurum ihtiyacı olan alanlarda yetkilendirilmiş kurumlara da önemli görevler düşmektedir. Bu alana ilişkin farkındalığın artması, kültürel değişimlerin desteklenmesi için çalışmalar yapılması, düzenleme ve kararları ile sadece yaptırım uygulayan değil, değişime hazırlıklı olmaya imkan yaratan bir yaklaşım sergiliyor olması beklenir.  

Etkileşim alanı her geçen gün artan teknoloji ve hukuk arasında dengenin sağlanmaya çalışılması gerekmektedir. Hukukun katı ve yasaklayıcı düzenlemelerinin teknolojik gelişimin önünde bir engel veya yavaşlatıcı olmaması sağlanmalıyken, diğer taraftan teknolojik gelişimin haklar dengesini bozmaması ve mahremiyet alanına zarar vermemesi gözetilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.