SOSYALLEŞME YAPAY ZEKAYA KARŞI EN BÜYÜK KOZ

Geleceğin iş dünyasını kurgularken yapay zekanın en büyük yardımcımız olduğunu göreceğiz. Ancak iş geliştirme ve satış süreçlerine büyük etki edecek yapay zekaya rağmen kültürel farklılıklar ve değerlerden dolayı insan, önemini korumaya devam edecek. Bu süreçte sosyalleşme yetkinliği en büyük gücümüz olarak ön plana çıkacak.

İş dünyası üçüncü nesil gelişime hazırlanırken yapay zekanın hayatımıza her koldan giriş yaptığına artık şahitlik ediyoruz.

Uzmanlar, ekonomi alanında daha büyük ölçekte yapay zeka (AI) kullanmanın 2030 yılına kadar küresel ekonomiye 15,7 trilyon dolar ekleyeceğini tahmin ediyorlar. Yapay zeka, şirketlerin çalışma şeklini değiştirirken pek çok şirketin de çalışanlarını akıllı makinelerle değiştirmeye başladığını görüyoruz. Alphabet, Amazon, Facebook, IBM ve Microsoft gibi teknoloji devlerinin yanı sıra Stephen Hawking ve Elon Musk gibi kişiler, yapay zekanın neredeyse sınırsız manzarası hakkında konuşmanın şimdi doğru zaman olduğuna inanıyor. Akıllı sistemler; imalatta, hizmet sunumunda, işe alımda ve finans endüstrisinde kullanılmaya başlandı. McKinsey’nin global enstitüsü, tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2030 yılına kadar şirketlerin yüzde 70’i yapay zekayı iş süreçlerine entegre edecek. Bu şirketler yapay zekayı süreçlerine entegre etmeyen şirketlere göre yüzde 20 ila yüzde 25 daha fazla kazanç sağlayacaklar. Peki, inanılmaz bir değişim bizi beklerken, bu değişimde yapay zekayı nasıl geçeceğiz? Tabi ki sosyal bir varlık ve insan olduğumuzu asla unutmayarak. En önemli gücümüz sosyalleşme.

AI tabanlı makineler hızlı, daha doğru ve tutarlı bir şekilde rasyoneldir ancak sezgisel, duygusal veya kültürel olarak hassas değildirler.  Ve tam olarak, bizi etkili kılan sahip olduğumuz bu yeteneklerdir.

Montreal Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi, yapay zeka ve psikiyatri alanlarında uzman Samuele Bolotta ve Guillaume Dumas imzalı makaleye göre, insanın zihinsel işlevleri genetik aktarımla şekillenmekten ziyade, sosyal etkileşimle gelişen bilişsel araçlardan oluşuyor. İnsanlar, doğumdan itibaren kendi türlerini çevreleri hakkında bilgi toplamaya yarayan araçlar olarak kullanıyorlar.
İkili, karmaşık insan bilinç mimarisinin ifade gücünün büyük bir bölümünü sosyal ve kültürel öğrenmeyle meşgul olma yeteneğine borçlu olduğunu özellikle savunuyor. İki araştırmacının yayınladığı makaleye bakıldığında ise yapay zeka için bu pek kolay bir mesele değil; öncelikle sosyal etkileşim bariyerini aşmaları gerekiyor. Araştırmacılar bunu yapay zekanın “kara maddesi” olarak adlandırıyorlar. Yapay zekanın insan zekasına yaklaşabilmesi için kara maddenin yani sosyal etkileşimin şart olduğu belirtiliyor.

YAPAY ZEKA ALGORİTMALARI NE KADAR ADİL?

Yapay zeka ile günümüzde özellikle birkaç alanda sıkı temastayız. Ancak bu, bizim birçok yönden, gelişen teknoloji için olduğu kadar etik ve risk değerlendirmesi için de yeni bir düzen kurmamızı gerektiriyor. Şirketlerin insan kaynakları yöneticileri ve işe alım danışmanları yıllardır yapay zeka kullanıyor. Örneğin, yüzlerce özgeçmişi taramak ve anahtar kelimeleri veya kelime öbeklerini aramak için yapay zeka destekli “başvuru takip sistemi” (ATS) kullanmak artık oldukça yaygın. Bu nedenle AI teknolojisi, yoğun başvuruları hızlı ve verimli bir şekilde incelemek için harika bir yol.

Özgeçmişleri hızlı bir şekilde taramak için yapay zekanın kullanılması, genellikle iş arayanların eleştirilerine yol açıyor. Teknolojinin, bir kişinin özgeçmişini yalnızca bir anahtar kelime aramasına dayalı basit bir “evet” veya “hayır”a indirgediğini ve bu kararın deneyimlerinin kalitesine ve/veya kişilik özelliklerine dayanması gerektiğini savunuyorlar. Ancak sorun, insan kaynakları çalışanlarının AI karşısındaki alternatifinin her bir özgeçmişi ayrı ayrı okuyup değerlendirmek olmasıdır. Binlerce başvuru sahibi olan bir iş pozisyonunun önceki örneğinde, bu, aylar olmasa da haftalar alırdı. Yapılan araştırmalar sonucunda işe alım liderlerinin yüzde 52’si, bir başvuru havuzundan doğru adayları belirlemenin işlerinin en zorlu kısmı olduğunu söylerken, uzmanların bunun yalnızca insan gücüyle yapılabilecek bir iş olmadığını düşündüğü açık bir şekilde görünüyor. Peki, bu sürece aday tarafından baktığımızda neler görüyoruz? Öncelikle iş başvurusu yapan gençlere ufak bir tüyo, başvuru sırasında yapay zeka özgeçmiş güncelleme tarihinize göre sizi sıralıyor. En azından güncel özgeçmiş ile pek çok başvurunun önüne geçebileceksiniz. Robot mülakatlarda ise durum maalesef biraz daha zor. Dünyanın en büyük e-ticaret kuruluşu olan Amazon’un geliştirdiği yapay zeka sisteminin bir nedenle işe alımlarda cinsiyet ayrımı yaptığı belirlenmiş. İşe alım sürecini tamamlayan chatbot’larda da başka terslikler görülmüş. Nedeni basit; sistem adımını insan deneyimlerinden ve önceki verilerden yola çıkarak atıyor, başka bir deyişle, yapay zekaya bu önyargılar insanlar tarafından öğretilmiş. Fakat yüz ifadeleri ve heyecan seviyenize göre işi ne kadar isteyip istemediğinizi ölçen yapay zekaya karşı da yakın zamanda mikro ifade geliştirme kurslarının açılacağını öngörüyorum.

İşe alımda yapay zeka kullanımına ilişkin çok sayıda başka iyi örnek var. AI; işe alım sürecinde aday bulma, ön seçim ve işe alım bölümlerinde yardımcı olabilir. Diğer araçlar aday sorularına cevap verebilir ve mülakatlar ayarlayabilir. Aday deneyimini iyileştirme tarafından baktığımızda yapay zeka, adaylara gerçek zamanlı geri bildirim sağlamak üzere programlanabilir, böylece işe alım uzmanının iş yükünü azaltır ve adayın hayal kırıklığını en aza indirir.

Her kelimemizin veya bir göz seğirmemizin bir makine tarafından incelenme olasılığı neredeyse distopik gibi görünse de 25 yıl önce ilk çevrim içi iş platformunun oluşturulduğu zamandan bu yana çok büyük ölçüde geliştik. Bugün LinkedIn, profesyonel yaşamlarımızı sürekli olacak şekilde kendi kendine pazarlama süreci haline getirdi; profesyonel olarak söylediğimiz veya yaptığımız her şey çevrim içi topluluk tarafından zaten inceleniyor.

İş geliştirme ve satış süreçlerinde karşımıza çıkan yapay zeka bizlere kişisel asistanlık yaparken, kültürel farklılıklar ve değerler konusunda birbirinden bağımsız veriler olduğu için burada da hâlâ insan dokunuşunun önemli olduğunu düşünüyorum. Steven Pinker’in “Zihin Nasıl Çalışır” kitabında bahsettiği gibi yapay zekaya karşı düşünce, bilinç, cinsellik ve din kavramları insanı insan yapan eylemlerin başında yer alıyor. Her ne kadar teknoloji merakımız olsa ve hayatımızı kolaylaştırsa da hâlâ insanın insana dokunuşu ve sosyal birlik olma ihtiyacı tekrar aranılan trend olacaktır. Olmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.