ÖĞRENME SÜRECİ DÖNGÜSÜNDE ÜNİVERSİTELER

Sosyalleştirme, dışsallaştırma, birleştirme ve içselleştirme evrelerinden oluşan Ikujiro Nonaka ve Hirotaka Takeuchi imzalı öğrenme süreci modeli detaylı şekilde incelendiğinde, “öğrenme süreci döngüsü” için üniversitelerin çok önemli bir altyapı sağlayıcısı olduğu ortaya çıkıyor.

Bilindiği üzere üniversitelerin iki temel görevi bulunmaktadır. İlki, bilime katkı sağlayacak akademik insanları yetiştirmek ve bu sayede bilime katkı sağlayacak teorilerin ve buluşların üretilmesini sağlamaktır. İkincisi ise seçilen akademik alanda, belirli bir seviyede bilgiye sahip insanlar yetiştirmek suretiyle, sektöre istihdam yaratarak katkı sağlanmasıdır.

Günümüzde, özellikle internet tabanlı bilgi edinme kanalları ve üniversitelerin uzaktan öğrenme imkanlarının etkili olması sebebiyle üniversitelerde fiili devam zorunluluğu tartışılır olmaya başladı. Hatta üniversite eğitimini yarıda bırakarak başarıya ulaşmış birçok girişimcinin isimleri üniversite eğitiminin gerekliliği şartını gündeme taşımaya başladı. Üniversitelerin ve özellikle de fiili olarak alınan eğitimin gerekliliğini sorgulamadan önce öğrenmenin nasıl bir süreç olduğunu irdelemekte fayda olabilir.

İÇSELLEŞTİRME KARAR VERMEYİ KOLAYLAŞTIRIR

Öğrenme süreci ile ilgili en çarpıcı teorilerin başında Ikujiro Nonaka ve Hirotaka Takeuchi tarafından ortaya konan SECI bilgi boyutları modeli göze çarpmaktadır (1991). Bu modele göre öğrenme süreci dört evre üzerinden özetlenmektedir. Bu dört evre sosyalleştirme, dışsallaştırma, birleştirme ve içselleştirme olarak listelenmektedir. Üniversitelerin gerekliliği esasındaki kararımızı öğrenme sürecini anladığımızda (içselleştirdiğimizde) daha kolay verme şansımız var.

Sosyalleşme: Sosyalleşme, tecrübelerimiz ve deneyimlerimizi bir başkasıyla paylaştığımızda ortaya çıkan bir öğrenme türüdür. Öğrenmede usta çırak ilişkisi de buradan türemiştir.

Dışsallaştırma: Edinilen örtülü bilginin iletişim kanalları ile paylaşılmasının sağlanmasıdır. Resimlerin ve kavramların ortaya konulması buna örnek oluşturur.

Birleştirme: Farklı kaynaklardaki verilerin işlenip bir süreçten geçirilerek bilgiye dönüştürülüp paylaşılmasıdır.

İçselleştirme: Edilen bilginin özümsenerek ya da kullanılarak deneyimlenmesidir. Uygulayarak öğrenme diyebiliriz.

Yukarıda bahsi geçen dört öğrenme evresini de iyi işleyen bir üniversitenin, öğrencilerin öğrenme sürecinde çok etkili bir kaynak olacağını anlarız. İyi işleyen bir üniversitenin, yukarıda bahsi geçen dört öğrenme evresine nasıl iyi bir kaynak olabildiğine bakalım.

Günümüz dünyasında üniversiteler, eğitim ve araştırma odaklı olarak iki hedeften birini seçerler. Bazı üniversiteler ise kendi bünyelerindeki bölüm ya da fakültelere bağlı olarak bu iki hedefe yönelik tercih yapmaktadırlar.

Eğitim odaklı üniversitelerde seçilen öğretim üyelerinin temel hedefi, kısıtlı öğretim üyesi kaynaklarını kullanarak maksimum sayıda ders kapasitesinin sunulması ve etkin bir şekilde eğitim sürecinin tamamlanması şeklindedir.

Araştırma odaklı üniversitelerde ise öğretim üyelerine bilime katkı, araştırma, buluş ve yayın yapılması konusunda imkn yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu seçenekte yaratılan imkanların yeterliliği konusunda sıkıntılar yaşansa da sektör ve sanayi iş birlikleri sayesinde bu şartlar üniversite ve öğretim üyesi lehine dönüştürülmektedir. Bu süreçte ilgi çeken modeller üretilmektedir. Bunlardan biri de lisans eğitiminin başında, alanda başarılı öğrenciler seçilerek öğrenci asistanlığı görevinde usta çırak yapısında öğrenme hayatlarına başlatılması (bu süreçte öğrenci asistanın uygulamalı dersler, laboratuvar ve ders içeriklerine katkı sağlaması hedeflenir), sonrasına lisans sürecinin ilerleyen dönemlerinde yardımcı oldukları öğretim üyesinin uzmanlık alanına yönelik yayın, bilime katkı, araştırma süreçlerine dahil edilmesiyle sürmekte ve lisans sonrasında seçilen alanda ilgili öğretim üyesinin yönlendirmesi ile yüksek lisans ve doktora eğitiminin tamamlanması beklenmektedir.

Lisans sonrasında tercih edilen akademik kariyerde, seçilen alan üzerinden bir araştırma grubu oluşturularak paylaşım ve sosyalleşme devam eder, hatta bazen öğrenci asistanı olarak başlayan bu süreç, araştırma grubunda yer alan kişilerin yardımıyla yurt dışında seçilen alanda başarılı bir üniversiteye yönlendirilip eğitim hayatının tamamlanmasıyla son bulur. Ve yurt dışında doktorayı bitiren yeni mezun öğretim üyesi ya ülkesine geri dönüp öğrenci asistanı olarak başladığı üniversitede tecrübelerini sonraki nesillere aktarma şansını bulur ya da yurt dışında kalarak geçmiş süreçte beraber çalıştığı araştırma grubuna ve ilk üniversitesine uzaktan destek vermeye devam eder.

Bu seçeneklerde, öğrenci asistanı olarak başlayan ve genelde yurt dışına gidilerek süren yolculukta, SECI öğrenme modelinin neredeyse bütün aşamalarının etkin bir biçimde desteklendiğini söyleyebiliriz. Sadece eğitim odaklı üniversitelerde ise sektöre ve bilime yapılacak olan katkının esasında yetersiz kalacağını öngörebiliriz. Modeli detaylı olarak incelediğimizde, “öğrenme süreci döngüsü” için üniversitelerin çok önemli bir altyapı sağlayıcısı olduğunu anlayabiliriz.

Ayrıca, ülkemizde teknoloji ve bilişim sektörünün gelişebilmesi için sanayi ve özel sektör iş birliklerinin ve desteklerinin buluş ve bilime katkısının gerekliliğini de irdelemek gerekir.

Ülkemizde üniversite eğitimi, devlet ve vakıf üniversiteleri şeklinde iki grupta sağlanmaktadır. Vakıf üniversiteleri de genelde araştırma yerine eğitim odaklı olarak faaliyet göstermektedirler. Bu durumun sonucu olarak vakıf üniversitelerinde öğretim üyelerine araştırma, buluş ve yayın yapılmasını sağlayacak zaman, bütçe ve sanayi iş birliklerine yönelik zorluklar olduğu gözlemlenmektedir. Özellikle, pandemi sonrası özel sektörde bilişim temelli çalışanlara duyulan ve her gün artan ihtiyaç nedeniyle, üniversiteler bilişim odaklı nitelikli öğretim üyesi bulmakta zorlanmaktadırlar çünkü bilişim odaklı akademik kadro ya özel sektöre geçmekte ya da yurt dışına çıkmaktadır.

Kısa vadede, bilişim alanındaki işgücü boşluğunu gidermek için özel sektöre, üniversitelerden, çalışan geçişi sağlanarak eksik giderilse de uzun vadede eğitim verecek bilişim odaklı öğretim üyelerinin sayılarının azalması sebebiyle, teknoloji sektörüne verilecek nitelikli işgücü ve bilimsel katkı ivmelenerek azalacaktır. Ayrıca ülkemizde bu süreçte yurt dışına giden bilişim odaklı çalışan sayısının da giderek artığı göze çarpmaktadır.

Sonuç olarak; üniversitelerin teknoloji ve bilişim sektörüne nitelikli işgücü ve bilime teknolojik buluşlar ile katkısı isteniyorsa bilişim odaklı yetişen öğretim üyelerinin mevcudiyetlerini korumak adına sağlanan imkanların artırılması için hızlı hareket edilmelidir. Çünkü yukarıda bahsedilen eğitim öğretim döngüsünün oluşması, neredeyse bir 30 seneyi bulmaktadır. Bu sebeple akademik personele verilecek destek için elimizi çabuk tutmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.